Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Geri Gelen Mektup
Cuma Haz. 11, 2010 3:20 pm tarafından Admin

» Nihal ATSIZ'ın vasiyeti burada...
Cuma Haz. 11, 2010 3:15 pm tarafından Admin

» Fatİh Sultan Mehmed Mahkemede
Cuma Haz. 11, 2010 3:14 pm tarafından Admin

» Fatih Sultan Mehmet'in ibret alınacak kısa bir anısı
Cuma Haz. 11, 2010 3:13 pm tarafından Admin

» Fatih Sultan Mehmet'in İmtihanı
Cuma Haz. 11, 2010 3:11 pm tarafından Admin

» Fatih Sultan Mehmet’in Bedduası
Cuma Haz. 11, 2010 10:48 am tarafından Admin

» Başkalık Vardı
Cuma Haz. 11, 2010 10:46 am tarafından Admin

» BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ
Cuma Haz. 11, 2010 10:45 am tarafından Admin

» BAŞBUĞUM
Cuma Haz. 11, 2010 10:42 am tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama

MEDİNENİN GÜLÜ..

Aşağa gitmek

MEDİNENİN GÜLÜ..

Mesaj  Admin Bir Cuma Haz. 11, 2010 9:19 am

BİRAZ UZUN AMA OKUYUN. ÇOK GÜZEL..
Medine de bir şirkette elektrik teknisyeni olarak çalışan Allah dostu ve
peygamber aşığı bir kardeşimiz işin son günü sabah mesaisinde kendisine
verilen teknik görevi tamamlayıp ayrılmak üzere iken Rasulullah’ın
Ravzasında elektrik çarpması sonucu vefat etti ve Cennetul Bakiye
defnedildi. Tabii ailesi mecburen Türkiye’ye döndü. O zaman 7
yaşında olan oğlu bugün ortaokul öğrencisi.

Kompozisyon dersi ödevi olarak bir makale yazmış ve birincilik almış. İşte
o peygamber aşkını en derinden yaşayan bir yüreğin yansımaları... Biliriz
ki dil kalpten geçen her şeyi ifade edemez. Allah bize de Resulullah
sevgisi nasip etsin.

..................................................

Bir seni güneşim, bir babamı, bir de
terliklerimi bırakmıştım geldiğim yerde

Bir ilkbahar gününde güller gibi kokan Medine'de dünyaya gözlerimi
açmışım. Doğduğum hastane senin Ravzanın hemen yanı başında olduğu için,
duyduğum ilk koku senin bahçenin gül kokuları olmuş. Babam gelip de daha
kulağıma ezan okumadan, kulaklarım senin mescidinin ezan sesleriyle
şereflenmiş. 40 günlük olduğumda ilk ziyaretimi de senin Hane-i Saadetine
yapmışım. İlk adımlarımı senin Ravzandaki mermerlerinde atmış, ve Rabbimle
ilk buluşmamı, ilk secdemi senin mescidinde yapmışım. Hemen hemen yaptığım
her ilkte sen varsın.

Daha konuşmasını öğrenmeden seni sevmeyi öğrendim ben. Belki seni çok
tanımazdım ama sanki bana çok çok yakınmışsın gibi severdim seni. Senin
evini her ziyarete gelişimizde seni görmesek bile senin varlığını
hisseder, evinden her ayrılışımızda hüzünlenirdik. Çocuklar evde sıkılınca
babaları parka, eğlence yerlerine ****ürsün isterler. Biz Medine’de
yaşadığımız sürece hiç babamızdan parka ****ürmesini istemedik. Bizim
canımız sıkılmaz mıydı acaba hiç? Sanırım Medine’deki hiçbir çocuğun
canı sıkılmazdı. Çünkü orada hiçbir yerde olmayan gül bahçesi ve bahçenin
biricik efendisi vardı. Bizim vaktimizin çoğu o bahçede geçerdi. Senin
bahçenin mermerlerine ayakkabı ile basamazdık. Yalınayak dolaşırdık
mermerlerin üstünde. Kim bilir, korkardık belki de bahçenin güllerine
basıvermekten. Yazın mermerler ayaklarımı yakardı. Olsun bu da bizim
hoşumuza giderdi.

Babama sormuştum bir seferinde

- babacığım neden Medine bu kadar sıcak diye. Babam da

- evladım Medinede iki tane güneş varda ondan, derdi.

- Nasıl olur babacığım, güneş bir tane değil mi? derdim. Babam gülerek

- bak yavrum doğru, bütün dünyayı ısıtan bir güneş var ama bir de alemleri
ısıtan ve aydınlatan güneş var. O güneş de Medine’de olunca sıcaklık
iki kat oluyor. Babamın bu cevabı hoşuma giderdi ve ısınırdım. Gerçektende
ayaklarımızı mermerler ısıtıyordu ama senin güneşinde, sıcaklığında
içimizi ısıtıyordu.

Medine’den ayrıldığımızdan beri belki ayaklarımız ısınıyor ama
içimiz
bir türlü ısınamıyor. Çünkü güneşimizin en büyüğünü orada bırakmıştık. Ben
güneşimi kaybetmiştim. Onun evine, bahçesine gidemiyordum artık. Gerçi
ışığı ta buralarda bizi aydınlatıyordu ama içimi ısıtması için onun
Ravzasında yalınayak koşmam lazımdı. Evet, bahçende yürürken ezanlar
okunurdu. Öyle güzel okur ki Medine müezzini ezanı, sanki Bilali Habeşi
okuyor sanırsınız. Namaz kılmak için Mescide koştururduk, bilir bilmez.
Babamın yanında namaz kılardık. Büyük sütunların altından gelen soğuk
havadan saçlarımızı savur turduk. Zemzem bardaklarından güller yapardık.
Namaz kılarken yanımıza usulca bir kedi sokulurdu. Babam 'incitmeyin
sakın, onlar Ebu Hüreyrenin kedileri' derdi, biz de inanırdık.

Senin Mescidine kediler de girebilirdi. Sen çok iyi bir ev sahibiydin
çünkü. Çarşamba günleri hep Uhud'a giderdik. Senin çok sevdiğin amcanı
ziyaret etmeye, o bizim de amcamızdı. Kardeşlerimle Ayneyn tepesine çıkar
oradan Uhud’da yatan 70 şehide selam verirdik. Uhud dağına her
baktığımızda sanki orada seni görür gibi olurduk. Uhud’da senin
Ravzanın kokusu gibi gül kokardı. Orası da ayrı bir gül bahçesi idi sanki.
İşte benim yedi senem ki en değerli en güzel yıllarım senin köyünde, senin
gül bahçende, senin savaştığın yerlerde sanki yanımda sen varmışsın gibi
seninle dopdolu geçti. Seni görmesem de seninle yaşamaya o kadar
alışmıştım ki senin yanından ayrılırken sanki bir yanım, bir canım, bir
parçam orada kalmıştı. Buraları bana gurbet oluverdi. Elimde olsa hemen
yanına koşar gelirim ama hep büyüyünce gidersin diyorlar.

Ben sırf senin yanına gelebilmek için büyümek istiyorum. Senin yanına
geldiğim zaman büyümüş bile olsam bahçendeki mermerlerde yalınayak
dolaşacağım. Tâki güneşin içimi ısıtana kadar. Senin hasretinden içim
üşüyor. Belki hasretin herkesi yakar, beni de üşütüyor işte. Çünkü benim
ruhum doğduğumdan beri senin sevginle ısınmaya alışkın. Senin sıcaklığına
o kadar muhtacım ki. Ne olur ben sana gelemesem bile sen beni hiç bırakma.
Işığınla gecelerimize nur ol. Sıcaklığınla bütün
zerrelerimizi ısıtıver.

Hani sana Medineyken komşuyduk ya, evlerimiz birbirine çok yakındı. Senin
varlığın bize güven verirdi hep. Yine öyle ol, ara sıra da olsa evimizi
şereflendiriver.

Hem benim adım Nebi, aynen seninki gibi. Bu ismi bana seni çok seven bir
dostun koymuş. Diğer adım da Muhammed, yine senin gibi. Bu ismi de canım
babacığım koymuş. Buraya gelirken senin köyünde bıraktığımız babacığım.
Sana benzeyen bir yanım daha var. Ben de senin gibi babasız büyüyorum. Ben
çok şanslıyım, sen bize asla yetimliğimizi hissettirmedin.
Medine’den ayrıldığımızdan beri sanki sen hep yanı başımızdaymışsın
gibi hissediyorum. Geceleri korkmadan güvenle uyuyorum hep. Seni tanıdığım
ve seni sevdiğim için Rabbime binlerce kez teşekkür ederim.

Babam senin köyünde kalmıştı. Biz babamın cenazesini gömerken ağabeyimin
terlikleri babamın kabrine düştü ve orada kaldı. Ben o terlikleri çok
kıskandım. Çünkü ağabeyimin terlikleri hep babamla kalacaktı. Babamı son
ziyaret edişimizde bende kimse görmeden terliğimi babamın kabri üstüne
gömüverdim. İşte şimdi benim terliğim de hep babamla kalacaktı.

Evet demiştim ya bir güneşimi, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım
geride. Babam ve terliklerim hep oradaydı, gelemezlerdi. Ama güneşim hep
yanımızdaydı. Yetimlerin efendisi, yetimlerini hiç ışıksız bırakır mı?


Dünyanın bir ucuna gitmiş olsaydık bizi bırakmayacağını biliyordum.
Gözümüz gönlümüz seninle aydınlanır efendim. Ruhumuz, içimiz sıcaklığınla
ısınır. Bir gün sana gelişim geç bile olsa bana, Gül bahçesinin
mermerlerinde yalın ayak koşmak nasip et.

Tâki aşkınla, sevginle bütün bedenim yanıp kavrulsun.
Terliklerimi bıraktığım o güzel mabet son durağım
olsun

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 211
Kayıt tarihi : 10/06/10

Kullanıcı profilini gör http://turkislamdevletleri.hareketforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz